12.11.11

Deprem de baya sarsıyormuş hani...

Yazmaya başlamalı yeniden...
Yeniden başlamamalı da şimdi nerdeysem ordan devam etmeli...
Deprem paranoyamızı anlatmalı mesela, nasıl kaderci olduğumu...
İçten içe tırsıp -ölümden değil enkaz altında kalıp acı çekmekten- gayet rahat gibi, genişmiş gibi
nasıl davranılır onu anlatmalı insanlara...
İçime attığım her derdin yüzümde nur topu gibi bi sivilce olarak kendini dışa vurduğunu anlatmalı...
Sevdiğim öğrencilerimi - ki onlar da beni seviyor-
Bir de tabii nefret ettiğim öğrencileri -o okul benim okulum değil onlar benim öğrencilerim olamazzzz kaçasım geliyor ordan- - vee onlar da benden nefret ediyorlar kanımca duygularımız karşılıklı...-
Anlaşamadığım yeni atanan öğretmen öğretmen tipler... - tamam ben de yeni atandım ama... değişikler işte...-
25 yıl sadece trakyalılarla takılıp, birden doğu anadolu da anadolu gerçeğini ülkemin ne kadar çeşitli renkli bir yer olduğunu fark etmemi...
Güzel öğrencilerin olduğunda öğretmenliğin ne kadar güzel olduğunu...
Neresi evim acaba diye düşünmeyi...
Paranın hiç ama hiç huzur getirmediğini...
Aşk diye bir şey varsa eğer binlerce yıl önce de kaldığını ve bi zaman makinesine sahip olamayacağımız gerçeğini, olsaydı da gidip onu bulsaydık günümüze getirseydik...


Hiç yorum yok: