30.8.16

Zor.

2 kardeşim var. Biri kız biri erkek. İkisi de birbirlerine çok benziyorlar. Kendilerini mükemmel sanmalar, üstün görmeler, hiçbir şeyi hiçkimseyi beğenmemeler, kendilerini melek sanmalar (?), ben yapıyorum sen yapmıyorsun diyip sadece kendi yaptıklarını görmeler, her şeyin en iyisini hak ettiklerini düşünmeler, annemi ve beni sürekli diğerinin tarafını tutmakla suçlamalar vs. Bu liste uzar gider haliyle. Velhasıl kelam birlikte büyüdüklerinden olsa gerek çok benziyorlar. Bunun sonucunda da sürekli kavga ediyorlar, kavga derken öyle laf sokmalı değil baya baya kavga yani, hayal gücünüze kalmış. Zaman zaman ben de bu kavgaların ortasında kalıveriyorum arayı bulayım derken hooppp bi bakmışım olay bana dönmüş. Çok yorucular ya. Vallahi çok bunaldım. Bide benim öyle kavga tartışma ortamlarının ardından inanılmaz modum düşüyor, mesela onlar 9 saat önce kavga etti ben bu saat oldu kendime gelemiyorum. Nasıl bi modum varsa düştü mü kalkmak bilmiyor. Kardeşlik zor, kavgacı insan çok daha zor, benim gibi her şeyi umursayan biri olmak daha da zor. Ya mutlu olamayız hep biliyorum ama bari sakin olalım genel olarak, bağırmasınlar işte, bak başımın ağrısı bu saat oldu geçmedi, yazık değil mi bana? Kimsenin her şey istediği gibi olamaz, umarım kardeşlerim bu gerçeği farkına varır en yakın zamanda. Ben çok çok çooookk yoruldum, anneme zaten yazık... Enough gari.

20.8.16

çekemiyorum yasası

nasıl bir insanım bilmiyorum ama en ufak bi gerginlikten bile modum düşüyor, mutsuz oluyorum, yüzüm gülmüyor. istiyorum ki hep uyum içinde, sevgi dolu, pozitif enerji saçan insanlarla olayım. çünkü biri beni germeyince ben zaten öyleyim. velhasıl kelam gel gör ki olmuyor. zaman zaman birilerinin en ufacık bi negatif enerji yaymasından benim modum yerin dibine giriyor, olumlu düşünceymiş pozitif enerjiymiş hepsi kaybolup gidiyor. insanlar bağırmadan konuşsun, sakin olsun, beni germesin.. hayat bayram olsa keşke yaaa :(

19.8.16

sen yokken yine yanlış yaptım

Bugün çok mutsuzdum, içim daraldı, ruhum bunaldı. Kız kardeşimle kavga ettim, anneme sinirlendim. Geçmişi boşverdim, geleceğe umutla bakamadım. Sonra öğrendim ki babamın iş yerinde az kalsın patlama olacakmış. Allah korumuş... çok şükür. Zaten ne zaman içim sıkılsa korkarım hep sevdiklerimin başına bir şey mi geldi diye. Böyle bi insanım ben, bu yaştan sonra yapacak bir şey yok sanırım bu konuda. Hoş istemsizce gerçekleşen şeyler için zaten genellikle yapacak bir şey olmuyor. İnsanlar değişiyor ama bazı huylar hiç değişmiyor. Neyse yaz tatili geldi, geçip gidiyor. Günler sanki haybeden bitiyormuş gibi, yapacak çok şey olmasına rağmen ben hiçbir şey yapamıyorum. Eski günlerdeki gibi geç uyuyorum, geç uyanıyorum. Bu blogu ilk yazmaya başladığımda okul uzatmalardaydı, sonra bitti, sonra doğuya atandım, sonra batıya geri geldim, falan filan. Çok değiştim tabii bu arada, para insanı değiştiriyor dostum! Bonkör oldum sefalet günlerim bitince mesela :D Aaa hesabı ben ödeyeyim moduna falan geçtim, para var huzur var tabi :p bir sürü ayakkabı aldım, bi ara topuklu ayakkabı aldım bi dünya baktım gördüm stiletto falan benlik değil, yepisyeni ayakkabıları dağıttım millete. spor ayakkabı candır arkadaşım ya, alışmadık ayakta stiletto vuruyor bi kere. neyse artık ayakkabı, kıyafet almaya da doydum zaten. olanları eskiteyim yeter. istediğim tüm kitapları alıyorum hâlâ, bi tek kitap almaya doyamıyorum galiba, hoş bu yaz okumak açısından hiç verimli geçmedi ama olsun kendi evime gidince bol bol okurum artık nasipse kısmetse mukadderatsa tabi. evet evet kendi evim var benim naaaberrrr :p evimi de pek bi seviyorum, canım evim, özledim. yazmayı bırakmamalıyım ya. hep yazmalıyım ben. inşallah hep yazarım artık. çünkü yazacak çok şey var. söyleyecek sözlerim bitmiyor. en yakın zamanda yeniden yazmak dileğiyle. bu pek bi günlük havasında oldu ama idare etsin okuyan varsa :))

27.7.14

Because I love summer holiday

Son 3 yıldır blogumu resmen terk etmişim de, kandilde bayramda kabotaj bayramında mesaj attığımız eski sevgili gibi kullanmışım :( yazıklar olsun bana ya... Görüşmeyeli tayinim çıktı benim İstanbul sayılmayacak İstanbul sınırları içinde bir köye, doğu maceramız böylece sona erdi... Tayinimin çıktığına hele istediğim yere çıktığına inanın çok sevindim. Yine de gelirken çok ağladım, 3 yılımı geçirdiğim şehir, dostlarım, öğrencilerim bırakmak çok zor oldu. Çünkü çok seviyordum orayı ben ama kişisel bazı  sebeplerden ötürü daha fazla kalmak istemedim işte. Şimdi babamın evindeyim ve Ramazan'ın son günü bu yıl yine kendi çapımda bir rekora imza attım ve 16 gün oruç tuttum hu huuuu :p Yarın Bayram ve ben  uykum daha normal bir düzene döneceği için seviyorum zira sahura kadar uyumuyordum hatta ne sahuru bildiğin sabaha kadar işte 6'da falan uyuyup öğleden sonra 2,3 gibi uyanınca böyle bi saçma oldu yahu. Geceleri elimden geldiğince kitap okudum, bi ara okuduğum kitapları tanıtan yazılar yazarım blogumda inşallah maşallah :) Bayramdan hemen sonra düğün sebebiple Ürgüp'e gidiyorum ev arkadaşımın düğününe e gitmişken gezmemek olmaz tabi, görelim bakalım gerçek peri bacalarını.Ama uçan balona binemeyiz sanırım kişi başı 150-200 euro falan diyorlar. Biz fakir memurlar olduğumuzdan tabii işte napalım uzaktan fotoğraflarını falan çekeriz artık... Zaten daha ev tutmam lazım, eşya almam lazım ooooo işim çok benim ya. Neyse gezmeler, tozmalar, düğünler bitsin önce bi sonra gidip bi ev bulurum artık :) Veee tabii ki Ramazan Bayramımız kutlu olsun, mübarek olsun. onca oruçtan sonra yediğimiz tatlılar löp löp et yağ vs. olmasın ama lütfen. hoş oruç tutup kilo verenlerden değilim ben hala şişkoyum. ay yeter yazmıyorum daha fazla :D

13.1.14

pozitif düşüncem ben yeaaa

    Şimdi ben malumunuz uzun zamandır bloga yazmıyorum. Özel bir nedeni yok aslında, sadece neyi nasıl yazacağımı bilemediğimden. Bir de hüzünlü olduğum zamanlarda yazmayı pek sevmiyorum açıkçası. Çünkü normal şartlar altında eğlenceli bi insan sayılırım ama bazen depresif olabiliyorum maalesef. İşte tam da bu yüzden bu aralar pozitif düşünme ile ilgili kitaplara kafayı takmış durumdayım. İşe yarar yaramaz bilmiyorum ama deniyorum. Ya tutarsa???
    Düşüncelerle ilişkim enteresandır, negatif negatif saçma sapan düşüncelerim gerçek olabiliyor.
Mesela geçen salı avondan aldığım turkuaz renginde bi göz kalemim var, onu sürdüm gözüme, sürerken de düşündüm "ya alerji yaparsa?", bilin bakalım ne oldu; okulda otururken lens gözümden kaydı, çıkarmaya çalıştım, bulamadım. Göz doktoruna gittim -Allah'tan hastane hemen okulun karşısında-, sıra alayım dedim, göz doktoru ameliyatta acile git dediler, giderken bi şansımı deneyeyim dedim belki doktor oradadır, oradaymış çok şükür, neyse adam sağolsun uğraştı baya yerini tespit etmek için, gözümü uyuşturucu damla falan damlattı. Başardı lensi çıkarmayı. Tabii kaçınılmaz son; gözüm mikrop kaptı.

Yakın zamandan tek örneğim bu değil tabii, cuma günü derste "şu tahta ya kafama düşerse yazarken falan?" diye düşündüm bi an, halbuki tahta sallanmıyor bile yazarken. Bugün teneffüste tahta yerinden düşmüş. Şaka gibi di mi? Neyse en azından kafama düşmedi, yırttım gene hadi iyiyim :)

Daha fazla uzatmayacağım, hâlâ blog okuyan arkadaşlar varsa, sıkmayayım :)

Bunların dışında hayatımda değişen bir şey yok, kredi kartı borçlarım devam ediyor, yalnızım, çok güzel insanlar olan dostlarım var, çok tatlı öğrencilerim var, tatile iki haftadan az kaldı, kar yağıyor her yer buz, sigarayı bırakmadım, genel olarak iyiyim, bir de pozitif düşünmeyi başarabilirsem daha da iyi olabilirim :))

20.1.13

maalesef

yazacak çok şey var. yazamıyorum.

10.1.13

sessizlik

Normalde konuşmayı çok severim, saçma sapan bile olsa konuşalım, gülelim, tartışalım...
Fakat bazen hiç konuşasım gelmiyor, bugün de öyle bir gün, sessizim, çok sessizim.
Ve bugün bu sessizliğimi seviyorum.
Bazen insanlardan kaçmak iyidir, rahatlatır. Hele ki sürekli insanlarla olmak zorundaysan...

18.11.12

Doğu Cephesinde Yeni Bir Şey Yok

-insan neden birinden hoşlanıyorsa ondan kaçar anlamıyorum. Nasılsa dönüp dolaşıp geri döneceksen kaçmanın anlamı ne?

-Geçen yıl deneme sınavlarında İngilizce'den hep ilk 3te olan sınıfın, bu yıl ilk deneme sınavında sonuncu olmasını hiç hiç anlayamıyorum. Eğitimde baskı ve şiddet moduna geçesim geldi! Neyse ki 6lar ve 8ler 3.olmuşlar lakin 7lerin sonuncu olmasına o kadar üzüldüm ki anlatamam.

Evet ben hırslı bir öğretmenim, hep benim öğrencilerim en iyi olsun istiyorum. Bunu bencillik olarak görenler olursa, üzgünüm umurumda değil. o 7ler de bir dahaki deneme sınavında ilk 3e girecekler. Biliyorum. Daha önce de başardım bunu.

-İçimde dehşet bi bot ve çizme alma istemi var. Kendimi engellemeye çalışıyorum çoğu defa. Lakin zor gibi. Alasım geliyor gördükçe. Bende ki bu ayakkabı sevdası fenalık bi şey yahu.,

-Sabah 6,30 da nasıl ders başlar bunu gene hiç anlayamıyorum. Otomatiğe bağladım resmen sabahları 5 dk içinde dişimi fırçalayıp, giyinip evden çıkabiliyorum artık, o dereceye geldim yani. Bir de üstüne üstlük sabah o saatte okulun olduğu yere minibüs yok, taksiyle gidiyorum.
   O küçük burjuva öğretmen benim.

-Havalar soğudu ama bu sene pekmeze adadım kendimi, ondan ötürü sanırım eskisi kadar üşümüyorum.
Benim için iyi bir şey bu.

-Bunların dışında ise Doğu Cephesinde yeni bir şey yok, para yok, aşk yok, güneş yok...

20.5.12

saçmala-ma-ca

Düşünmemek için sürekli oyalanacak bir şeyler arıyorum, yalnız kalmamaya çalışıyorum, geziyorum bi oraya bi buraya gidiyorum... yine de an geliyor, gözüm dalıyor, aklım bambaşka yerlere gidiyor... fikrinden kaçamıyor insan, nereye giderse gitsin "kendi" işte... değişmiyor insan... kaçamıyor kendinden ne kadar uzağa giderse gitsin... gitmek yetmiyor hiçbir zaman... anlamsız kaçışlarında kendi kendini kovalıyor ve hep yakalanıyor kendine... sonra bir blog sayfasında saçmalıyor böyle... düşünmenin sonu yok, düşünmemek imkansız... güneş parlıyor, gökyüzü mavi, doğa güzel, van denizi güzel... dostlar ve arkadaşlar... yetmeyince yetmiyor işte...
hayat alışveriş yapmanın geçici hazzından ibaret gibi... sadece o kadar... 

12.4.12

I'm an alien in Tatvan

4 ay aralıksız yağan kardan sonra, şimdi de mütemadiyen yağmur yağıyor... Bahar buraya hiç uğramayacak gibi... Kanımca eve gidince direkt sıcak bir yazla karşılaşacağım zira burada hava ısınacak gibi görünmuyor, halen botlar, kabanlar, bide şemsiyeler eklendi pek tabii...
hayat yine her zamanki gibi, eve kapalı yaşamaya devam ediyorum, biraz da kendimi bulma, çözme çabası içindeyim... Eskisi gibi sürekli kitap okuduğum günlere döndüm, iyi de oldu, çok özlemişim okumayı... "Lâ- Sonsuzluk Hecesi" Nazan Bekiroğlu' nun yazmış olduğu bence mükemmel bir roman, çok beğendim...

30.12.11

yıl yeniymiş sözüm ona...

Geçen yıl 31 aralık günü sözleşmeli atama sonuçları açıklanmıştı...
Önümdeki on onbeş kişi vardı ve ucundan atanamamıştım...
Ne çok üzülmüştüm... Ağla ağla, depresyona gir...
Sonra ocak ortasında bi arkadaşın doğum gününde epey göbek atmıştık da kendime gelmiştim...
Atama olacak diye haber gelmişti şubat başıydı... Buna rağmen gidip yeni test kitapları alıp, oturup çalışmıştım, bütün konuları bitirmiştim hatta matematikten olayı abartıp 3 kitap falan çözdüm.
Pişman değilim bugün olsa yine oturur çalışırım boşuna olduğunu bile bile...
Nisan ayıydı 30.000 alım olacağını öğrendiğimde hatta babaannemler bizdeydi çok net hatırlıyorum... Ne çok sevinmiştim... Önümde kimse yoktu ve kesin atanacaktım. Nitekim öyle de oldu her ne kadar doğuya gelmesi çok istemesem de yazdığım 4 tane doğu tercihimden ilkine geldim... Evet şimdi 22. tercihimin olduğu şehirdeyim ne kadar ironik aslında 22 plakalı şehirden kalkıp 22.tercihine gelmek... Ve arada 2000 km var...
Alıştım mı buraya? Sanırım hayır... özellikle bünyem hiç alışamadı, sürekli hasta oluyorum ve benim gece yarısı gidip acilde serum yemem benden başka kimsenin umrunda değil... En yasal hakkım olan rapor hakkımı kullanmam bile gözlerine batıyor... Sanırsın ki her hafta rapor alıyorum yatıyorum... Hoş öyle yapsam daha değerli olurdum ama yapamıyo insan işte...
Sesim kısıkken hiç çıkmazken gidip fısıltıyla ders anlatmamdan kime ne ki di mi?
Doktora gitme hakkım yok çünkü benim. Robotum ya ben hastalanma hakkım hiç hiç yok...
Daha geleli buraya kaç ay oldu ki bir anda 2000 metre yüksek bi yere geldim, bunun biyolojiye etkisini bilen yok zira onlar öğretmen değiller onlar buralılar. Bense yabancıyım sadece, nasılsa geri dönecek bi yabancı... O yüzden etsinler edebildikleri kadar laf... Allah büyük... Herkesten çıkar nasılsa, etme bulma dünyası... Müdür yardımcısının 1.5 ay izin alıp hacca gitmesi en doğal bi durumken, öğretmenin 2 gün rapor alması yadırganıyo burda... işte böyle benim memleketim.
işte böyle öğretmen olmak... Bunları yaşayacağım varmış herhalde, çok istedim ya atanmayı herkes gibi... Başa gelen çekiliyor işte... Ne desem boş... Kendimi üzdüğümle kalıyorum hasta olmanın kahrı yetmez gibi annemden uzakta...

12.11.11

Deprem de baya sarsıyormuş hani...

Yazmaya başlamalı yeniden...
Yeniden başlamamalı da şimdi nerdeysem ordan devam etmeli...
Deprem paranoyamızı anlatmalı mesela, nasıl kaderci olduğumu...
İçten içe tırsıp -ölümden değil enkaz altında kalıp acı çekmekten- gayet rahat gibi, genişmiş gibi
nasıl davranılır onu anlatmalı insanlara...
İçime attığım her derdin yüzümde nur topu gibi bi sivilce olarak kendini dışa vurduğunu anlatmalı...
Sevdiğim öğrencilerimi - ki onlar da beni seviyor-
Bir de tabii nefret ettiğim öğrencileri -o okul benim okulum değil onlar benim öğrencilerim olamazzzz kaçasım geliyor ordan- - vee onlar da benden nefret ediyorlar kanımca duygularımız karşılıklı...-
Anlaşamadığım yeni atanan öğretmen öğretmen tipler... - tamam ben de yeni atandım ama... değişikler işte...-
25 yıl sadece trakyalılarla takılıp, birden doğu anadolu da anadolu gerçeğini ülkemin ne kadar çeşitli renkli bir yer olduğunu fark etmemi...
Güzel öğrencilerin olduğunda öğretmenliğin ne kadar güzel olduğunu...
Neresi evim acaba diye düşünmeyi...
Paranın hiç ama hiç huzur getirmediğini...
Aşk diye bir şey varsa eğer binlerce yıl önce de kaldığını ve bi zaman makinesine sahip olamayacağımız gerçeğini, olsaydı da gidip onu bulsaydık günümüze getirseydik...


10.8.11

umut...

"İnsana yapılacak en büyük kötülük, onu bir umudun içine hapsetmektir..."

~Jean François Lyotard~


Söze bak yaw. Çok doğru söylemiş Jean Amca, hakikaten...




3.8.11

i wanna go

bitmek bilmeyen bi 3 ayın son 1 ayı içindeyim...

Bi yanım gitmek istiyor delicesine, sonra bu gece balkonda otururken olduğu gibi evimi, annemi, babamı, kardeşlerimi hatta bu boktan mahalleyi bile ne kadar özleyeceğimi fark ediyorum en olmadık anlarda...

Pazar kahvaltılarımızı özlerim en çok, babamla birlikte kahvaltı yapabildiğimiz yegane gün olan pazarları...

Pazar akşamları maaile anneannemde yemek yemeyi özlerim...
Hatta dışarı çıktığımda annemin arayıp hadi nerde kaldın gel eve demesini de özlerim, annem işte ya... hoş muhtemelen gidince en az 3 kez konuşuruz telefonda ama olsun, uzakta olcam ben...
çoookk uzakta...

Kendi evim olacak, kendi hayatım olacak ama yalnız olcam, annemsiz, kimsesiz gibi...

Yine de gitmek istiyorum işte artık, ne olacaksa olsun, biraz üzüleyim sonra alışayım...

Yeni hayatıma bir şekilde başlayayım artık, sonra tatiller için gün sayanlardan olayım bende tatil bitsin diyenlerden değil...

27.7.11

:/

Nasıl bir kırılganlık bu bilmiyorum...
öyle çabuk canım acıyor ki ben bile anlayamıyorum çoğu zaman...
sonra unuttuğumu sanıyorum,
bir gün birdenbire yine hissediyorum o kırılmayı, o acıyı...

Keşke,
keşke göründüğüm kadar güçlü olabilseydim,
gerçekten ağlamasaydım hiç...
umursamasaydım, boşverseydim...

olmuyor, yapamıyorum,
çoğu zaman çok canım acıyor...

7.7.11

Kadrolu oldum da ne oldu sanki?

Hayatım hiçbi zaman mükemmel olmadı benim ve yine değil...
Bu arada 1 hazirandaki öğretmen atamasında atandım ben Bitlis'e yolcu kalmasın...
Lakin atamayı 1 haziranda yapıp göreve başlamayı 1 eylül yapan ve 3 ay daha sefalet çekmemize sebep olan devletime teşekkürü borç bilirim. Neyse inşallah eylülden sonra en azından maddi açıdan rahatlarım biraz, zira yıllardır doğru düzgün alışveriş yapamıyorum zaruri olmadıkça bi şey aldığım yok, gezmek desen hak getire. Gezmek mi o da ne modundayım?

Şimdi ben atandım çok şükür... Mutlu, huzurlu, sakin olmam lazım di mi?
Amaa nerdeee canım annem kendisini çok severim, saygım da sonsuzdur ama ama niye psikopata bağladı 1 aydır anlamış değilim... Atan git nereye olursa git 26yı da aç git diyen annem gideceğim fikrine henüz alışamadı, önümüzde hala 2 ay var umarım alışır ben gidene kadar ama bana cehennem azabı çektiriyor bildiğiniz...

Kadın bulsa beni sokağa salmayacak bak ciddi söylüyorum, öyle bi moda girdi.
Zaten öyle rahat relax modern bi aile sayılmayız, tamam tutucu çok geleneksel de sayılmazlar ama bu ara beni kadın bunalımlara soktu ya. Her şeye hayır der mi bi insan? Ya dile kolay 26 yaşındayım çeyrek asır yaşamışım bu dünyada ben, 15 yaşında evden çıkıp yatılı okula gitmişim, kaç sene üniversite okumuşum Eskişehir gibi bi yerde. Sonra eve bi dönüyorum sanki hala o 8.sınıfa giden 14 yaşındaki kızım! ve kaç yıldır evdeyim bu durum değişmiyor, ama bende insanım ya bende gencim, bende çıkıp arkadaşlarımla gezmek tozmak istiyorum. Şuraya gidelim bu gece yok siz gidin ben gelemem, h.sonu yakın yazlık bi yere gidelim, yok siz gidin ben gelemem. gündüz vakti bi yerde oturururz telefon çalar anam hemen eve gel, e siz oturun ben gidiyorum şimdi...


Asilikte yaptım ergenler gibi, kavga da ettim, oturdum ağladım da yok valla değişen bir şey yok...
Bi tek anasının babasının kuzusu olan benim sanki... Sıkıldım ya çok sıkıldım bu yaşa gelip böyle yapamazsın edemezsin yapta gör triplerinden öyle bunaldım ki durup durup ağlar hâle geldim...
En rahat en huzurlu geçireceğimi sandığım yaz yine bana zindan oluyor...


15.5.11

eksen kaydı artık mayıs aslında mart!!!

Şu günlerde enteresan bi ruh halindeyim. böyle bi dalgınlık, bi sakarlık falan söz konusu...
Her bişeyi döküyorum, elimden düşürüyorum kırıyorum falan filan. Mallık diz boyu yani.

Şu tercih mevzuu vardı işte canımı sıkan napsam netsem doğu yazsam mı yazmasam mı falan filan.
3 gün boyunca kafayı sıyıracak konuma getirdi beni. pek bi zormuş hakikaten...
Ama sonunda kararımı verdim... Bakalım artık neresi gelecek onu da buradan 1 haziranda açıklarım kısmetse...

Sonracığıma asıl canımı sıkan konu yalnızlık.
Kanımca şu eksen kayması mevsimlerin değişmesi falan gerçek.
Şahsen mart ayının artık mayıs olduğunu düşünüyorum.
Mart kedileri gibi olmamın sebebi bu olsa gerek :p

Yani yalnızlık tabii problemdir insanın hayatında ama böyle havalar güzelleşti,
güneş insanın içini ısıtıyor, gökyüzü mavi ahh bulutlar ne kadar da güzeller, kuşlara bak hele cıvıl cıvıllar maşallah...

Bir de bana bak...
yalnız, bitap, yorgun...

Ama en fenası tüm yakın arkadaşlarımın sevgilisi var :/
Evleniyorlar, nişanlanıyorlar ya da evlenmeyi düşünüyorlar...

Bide annem var tabii işte bi sevgilin yok diye ezmeler, laf sokmalar, kızım yaşın kaç oldu demeler falan-yaşımda 25 yani- hoş annem demese bile sinirim bozulmaya başladı kendi kendime.
la o kadar bet aptal falan mıyım ben yaa....
Vallahi sıkıldım yalnızlıktan :(
Tez zamanda hayırlı bir kısmet inşallah...

12.5.11

kaybedenler kulübü veee yolcudur abbas bağlasan durmaz :)

Hepimiz bu gizli kulübün üyesiyiz aslında, içten içe gizlice...
hep diğer yanda bıraksakta kaybettiklerimizi, unutmaya çalışsakta, bilinçaltımıza bile değil defolup bilinç dışımıza gitsinler diye uğraşsakta, kaybettiklerimiz de kalır işte hep bi parçamız olarak...

Gecenin bu saatinde kendimi yapayalnız hissetmem, aslında dünyadaki en doğal şeylerden biri di mi?

Durup durup gözlerimin dolması, böyle ağlamaklı olmam hatta bazen ağlamam...
İnsani davranışlar bunlar...

Yalnız bir hatun kişiliğin davranışları...

Gecenin bu saatlerinde uyumalı aslında insan, yoksa böyle melankoliğe bağlar işte...
Ahh be kızım ben sana diyorum işte erken yat erken kalk kim kazanmış kötülükten?
Ayy pardon ya iyilik yap iyilik buldu o aman her neyse işte,
zaten karaciğer kendini gece 00.00-3.00 arası yeniliyormuş benim karaciğerde fenalardadır kesin te allaam nasıl bi insan evladıyım ben böyle yahu. yat işte uyu insan gibi ama olmazzz illa gece yarıları geçecek sabahlara kadar lak lak yapcam falan filan feşkan.

bu arada başlığa gelince ben bu gece kaybedenler kulübünü izledim ve genel olarak beğendim,
izlemek isteyenlere duyurulur ailecek falan izlemeyin erotik sahneler var.

Şu "sigaramın dumanı da dumanıııı yoktur aman o yarin imanıııı" cover yapmışlar çok muhteşem olmuş aga dinleyip dinleyip duruyorum. şiddetle tavsiye ediyorum bu öyle bi şey ki tavsiyeme uymayana şiddet uygulayarak falan dinletebilirim. öyle bi şey yani...

bu arada iyi bir haberim var kısmetse inşallah 1 haziranda devletim kadrolu öğretmeni olacağım sonunda... ama bu da ayrı stresli heyecanlı bir süreç bakalım yurdumun neresine çıkacak tayinim :) bizim buralarda kalma ihtimalim çok düşük bari istanbul olsun diye dua ediyorum ama tabii en önemlisi neresi en hayırlı bi yerse orası olur inşallah, kısmet bakalım deyip son noktayı koyuyorum :)

ayyy sahi ben falcıya gittim geçen gün neler dediğini yazacaktım sözde bak hemen özet geçeyim.
- yakınlara atanacaksın ankarayı geçmez dedi.
-eski sevgilinle barışacaksın dedi kahkaha attım gülme çok kesin söylüyorum dedi kıçımla güldüm, zira karşılaşınca yolda selam bile vermiyoruz birbirimize... :D
-iyi niyetlisin, temiz kalplisin falan dedi bilüüz dedim.
-bikaç kötü bişey söyledi onları söylemek istemiyorum burda.

Neyse fala inanmaa falsız da kalma demişler ama daha da fal falan baktırmam ben ya.
öyle işte...

hadi ei sabahlar blogum.

8.5.11

Güçsüzlüğün gücü adına!!! :)

evet evet o güçlü kadın benim işte...
yıkılmadım, ayaktayım, dertlerimle yüzgöz durumdayım.
hatta ve hatta zaman akıp geçiyor ama bana niyeyse çok uzun geliyor, enteresan bi şekilde zaman kavramımı yitirmiş gibiyim. bi cumartesi pazarı var işte ondan emin olabiliyorum. diğer günlerin birbirinden farkı yok pek. kitap okumuyorum. film izlemiyorum. müzik dinlemiyorum. tv dizilerini de izleyemiyorum sıkıldım hepsinden. elin gavuru dizi yapar bölüm geçtikçe heyecanlı olur falan insan merak eder, bizim türkler dizi yapar bölüm geçtikçe bayar ayy bitse de gitse falan der insan yani, öyle değişik bi durum. hayatımda aşk yok, hatta abartmıyorum hoşlantı beğenme falan ona benzer bişey dahi yok. bu da ilginç bir deneyim oluyor benim için. gün geliyor aynaya bakıp ayyy ne betim diyorum, gün geliyor giyinip süsleniyorum vaayyy ne güzelim diyorum falan.
bi ayarsızlık mevcut tabii var yani yok değil...

bilindiği üzere tabii atama bekleyen bir örtmen adayıyım ben kısmetse bu atamada olacak gibi ama şu kontenjanlar açıklansın hele ben diyeceğim size olacak diye inşallaahhhh :)

beklemek zor ama valla ya, sabrediyorum etmiyo değilim ama zor yani...
bide ayakkabı krizlerine girdim içimde sürekli bi ayakkabı alma istemi var ama bak öyle böyle değil bi sürü bi sürü ayakkabı almak istiyorum lakin işsiz bi şahıs olduğumdan ayda bi çift aldırabiliyorum anamgillere. neyse buna da şükür tabii :D

sonracığıma niye yazmıyorum len ben bloguma ayıp ediyorum bak yaa valla billa.
ama hep monoton hep sıradan ya ne yazsam nasıl anlatsam bilemiyorum bak valla ondan yazmıyorum...

gerçi geçen gün domates çorbası yaptım pek güzel oldu bak ellerime sağlık ohhhh
bide harika salatalar yapıyorum ben yahu ben yaptımmıydı salatayı hemencik bitiveriyo :p
işin sırrı nar ekşisinde :p en sevdiğim bişey nar ekşisi özellikle salataya inanılmaz tat veriyor.
ohh ne güzel oldu yedik bitti :D

sonracığıma işte bizim hep gittiğimiz bi park var ondan da sıkıldım gidesim gelmiyor,
periyodik aralıklarla eski sevgilimle aynı yerde karşılaşıyoruz var bişe orda ama neyse bakalım. karşılaşmasak iyi ne bok aramaya geliyosa buraya zırt pırt la burası benim git kendi evinde otur be adam uyuz etme beni. aaaaaaa kızıyorum ama!!!

alışveriş yapmak istiyorum.
dikiş dikmeyi öğrenmek istiyorum azıcık biliyorum aslında kendimi geliştirmek istiyorum.
bikaç şal daha örebilirim, itinayla çeyizlere nişan bohçalarına şal örülür.
sabah erken kalkmak istiyorum ama yapamıyorum bi türlü bak saat gene 3 oldu hoş erken yatsam da erken kalkamıyorum, bünyede bi arıza var...

bunun dışında kırmızılı cephesinde yeni bir şey yok...
dantelde örüyorum sahi arada bu özünde yeni sayılmasa bile sizin için yeni :)
saygılar efendim, iyi pazarlar....

ayy sahi bide sabah oldumuydu yarın olacak ya yarın belkim falcıya gideriz biz :D
ola ki gidersek anlatırım bak neler dediğini, sözüm olsun :)

11.3.11

i hate trying to find a "title"

Mutsuzum.
Oldukça mutsuzum, dostlarımın mutluluğundan mutlu olamayacak kadar.
Aslına bakarsan yakın çevremdeki tek mutsuz insan benim.
Garip bir durum bu...
İnsanlar gelip sana mutlu olduklarından bahsediyorlar, ne kadar güzel demekten başka bir şey diyemiyorsun...
Hatta öyle bir noktaya geliyor ki kendi dertlerini anlatmaya çekiniyorsun...
Adı üstünde hem dimi "dertleşmek", biri mutlu diğeri mutsuz olunca ise "dert yanmak" oluyor bu fiil... Hal böyleyken anlatamıyor insan işte... İçine atıyor... Hem dertlerim değişmiyor ki hiç, bozuk plak gibi her zaman aynı şeyleri anlatmamda saçma olur...
Ama mutsuzum işte, çok mutsuzum...
Alışveriş yapmayı canım istemiyor demiştim ya sebebi evden pek çıkmıyor oluşum...
Evde zaten eşofman modunda takılan türk genciyim ben, yeni cicilere ne ihtiyacım var ki?
Başkası için değil kendi için süslenir der ya insanlar külliyen yalan o işte, kim evin içinde makyajlı dolaşıyor? ya da şık kıyafetler, topuklu ayakkabılar giyiyor?
Hiçkimse.
Dizilerdeki zenginler hariç tabii, onları ayrı tutuyorum.
Her neyse işte mutsuzluğum yüzüme çarpıyor misal allık sürmeden çıkıyorum evden çoğu zaman... Ama şapkamı çıkarmak zorunda olduğum bir yere gideceksem saçlarımı hala düzleştiriyorum. Sahi ben saçımı kestirdim oldukça kısa oldular yani bana göre malum saçlarım nerdeyse belime kadardı şimdi omuzlarıma ancak değiyor. Velhasıl benim saçlar biraz asi olduğuna düzleştirmeyince biri doğuya biri batıya bir diğeri kuzeye yöneldiklerinden, düzleştirmeden evden çıkmak tabii sirke şaklabanlık yapmaya gitmek gibi bir şey.

Bak yine geyiğe vurdum kendimi.
püüü bana. mutsuzsam mutsuzluğumu bilmem lazım blog, bu ne ayarsızlık?
aaaaa!!!

Her neyse nerde kalmıştım, he ben yine kpss çalışıyorum bak...
Evet bu 3.girişim olacak ona da ayrı bi bozuğum.
Gerçi 3.ye girmemin pek bi anlamı yok zira ben geçtiğimiz eylül ayında aldım diplomamı ilk girişimi yok sayabiliriz o sebeple. Hatta sınav iptal olmasaydı ben tercih bile yapamayacaktım muhtemelen. O sebeple tam olarak bi kayıp sayılmaz gibi de hissettim birden.
yine polyanna oldum :D
yazmayı özlemişim sanırım. sanki. yani öyle gibi.
neyse bakalım ben gidip biraz kitap okuyayım. sonra da uyurum.

meraklısına not:
Bu gece Fatih Akın'ın "Soul Kitchen" filmini izledim fena değildi, izlenebilir yani.